7 Şubat 2014 Cuma

Dr.Osman Oymak'la Söyleşi - Estetik Cerrahi


Kendisini tarif ettiği şekliyle Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi uzmanı, estetik cerrahinin en iyilerinden, göz ameliyatları denince ilk akla gelen isim olan Dr. Osman Oymak'ı da, bu işin duayeni babası Dr. Atilla Oymak'ı da 30 yıldan fazladır tanırım. Bu dostluğumuza da güvenerek epey bir vaktini aldım ve ona sormak isteyebileceğiniz bir sürü soruyu peş peşe sordum. Sağolsun, o da uzun uzun her şeyi anlattı. Konuşmayı, konuşturmayı severim sevmesine de, bu defa bayağı esir almışım adamı. Hatta bir ara, beraber çalıştığı, "ailenin fikirler bölümüdür o, yerinde duramıyor ki, devamlı kafası bir şeylere çalışıyor" diye tarif ettiği Dr.Tunç Tiryaki de bize katıldı. Söylediklerinin arasında, "bu gerekmez, bu önemsiz, bunu atalım" diyecek bir şey de bulamayınca, upuzun bir yazı çıktı ortaya. Bu blog için fazlaca uzun. Kesmeye biçmeye de kıyamayınca tamamını bir linkle başka bir sayfada paylaşmaya karar verdim. İki bölüm olacak. Yarısı bugün, yarısı Cuma'ya.. Burada birkaç alıntı ve aşağıda da sayfanın linkini bulabilirsiniz. 

Bakın Osman Oymak göz kapağını nasıl anlatmış: 

"Göz kapağında öyle bir saçmalık vardır ki. (Eline bir dosya kağıdı alıyor ve kısa kenarından tutuyor, kağıt kıvrılıyor.) Bunu böyle yaptığın zaman hiçbir ağırlık taşımıyor. (Sonra kağıdı yuvarlayarak, yine altından ama bu defa yarım silindir gibi tutuyor) Böyle yaptığın zaman istediğin ağırlığı üstüne koyabilirsin, göz kapağı böyle birşey.
Ve onun içinde zarlar var, o zarların hepsini koruman lazım. Bir sürü adam o zarların varlığından bile habersiz. E onun yaptığı ameliyatta, o göz biraz aşağı çekiyor, öteki bilmemne oluyor."





"Diyelim ki çirkin bir burnu veya çirkin bir yeri var, ama baktığın zaman bütünde onu güzel görüyorsun, o zaman ne yapıyorsun" diye sordum:

"Yapmıyorum." dedi. "Ve hastaya şöyle diyorum 'bak arkadaş ben bu işten para kazanıyor muyum kazanıyorum, ona rağmen boşver yapma diyorsam vardır bir bildiğim, yapma' diyorum. 'Enayilik etme' diyorum. Yarısı inanıyor. Yarısı inanmayıp başka yerde ameliyat oluyor ve de mutsuz oluyor, çünkü ben de deli değilim, hakikaten gözüm öyle görüyorsa, ihtiyaç yok. Bunun içinde yapıp da güzel olanı var mı? Var tabi. Benim dediğim de absolüt kaide değil. 20 küsur sene sonra da benim gözüm biraz daha iyi görüyor diye düşünmek lazım. Barbara Streisand’i mesela güzel bir burunla düşünebiliyor musun? Hiçbir şeye benzemez yani." 



Bir ara, ameliyat yaşıyla ilgili de konuştuk. Şimdiki genç kızların büyümeye ne kadar meraklı olduklarına kadar gitti konu. Her ameliyatın yaşı farklıymış. 

"Peki bir minimum yaş var mı ameliyat için? Mesela, 16 yaşında yapabilir misin, daha beden tam gelişimini tamamlamadan?" diye sordum.

"16’da yapmayız, ama mesela kepçe kulağı 5 yaşında yaparsın. Kulak gelişimi bitiyor. Estetik mi, estetik sana. Liposuction’ı daha genç yaparsın.Burunda 18’i bekleriz prensip olarak. Ama Brezilya’da bir herif 16 yaşında 300 kişiye yapmış, “yapılıyor hiçbir şey de olmuyor” dedi. Yine de millet korkuyor, ama yapılır mı, yapılır. Liposuction 16 yaşında yapılır. Kız kompleks duyuyorsa, elbise giyemiyorsa, yaparsın. Birine bakıyorsun 1.75 boyunda fıstık gibi, ötekinin kocaman kıçı varsa, onun gibi olmak istiyor tabi. Onları 45 yaşında “ay valla ne yesem yarıyor, aslında çok spor yaparım ama astımım var veya belim sakat” numarası yapanlar kategorisine koyamıyorsun. Çünkü yapısı öyle. Düzeltip de “hadi evladım, sen de üstüne spor yap” demen gerekiyor. Ötekiler “ay valla çok spor yapıyorum, zayıflayamıyorum” diyor. “Ne spor yapıyorsun” diyorum. Pilates, topun üstünde hoplama. O kadar. Neresi sporsa anlamıyorum yani. Veya Boğaz’da 300 metre yürüyüp börekçiye giriyor. Bildiğin tembel. Biz eskiden bayağı spor yaptık. Eskiden ısınılırdı, sonra üstüne spor yapılırdı. Bunlar ısınıyorlar. “Ah çok yoruldum” diyorlar ve yiyorlar. E ısınıp yersen kilo alıyorsun. Bir şey yok ki bunda. 15 dakikada spor mu olurmuş, yarım saatte spor mu bitermiş? Ben hatırlıyorum, bir antrenmana gittiğinde 2-3 saat sürerdi.

Sohbetimiz bu tonda devam etti. Bir de müjdeli haber aldım üstelik. Daha ne olsun!? 

Bu da, estetik cerrahiyle ilgili öğrenmek istediğimiz herşeyi eğlenceli bir biçimde anlattığı son kitabı. İçeriği de güzel ama ben asıl ismine bayıldım.





Cerrahların ameliyatta müzik dinlediklerini duyarız hep. Osman Oymak farklı farklı müzikler dinlermiş ama fransızca parçaları ve Charles Aznavour'u bir başka seviyor. Sayfamız için, konuya uygunluğunu da göz önüne alarak Aznavour'dan Sa Jeunesse ve Hier Encore'u seçti.








Yaşlanmaktan korkacağımıza, 
güzel yaşlanabileceğimize inansak 
ne iyi olur..

İşte bu da söyleşinin linki: