Bir gazetede köşe sahibi olsaydım neler yazardım acaba derken denemeye niyetlendim.
Şimdilik bir patronum olmamasının da avantajını kullanarak içimden geldikçe. Arada sırada da keyifli söyleşiler.
Söyleşileri sağ tarafta çok okunanlardan daha kolay bulabilirsiniz.
Kitaplarıma da üzerlerine tıklayarak göz atabilirsiniz.
Mutlu olmak için ilk adım mutlu olmaya karar vermektir bence. Pembe bir daire çizip bunun içine giriyorsanız, zaten karar vermişsiniz demektir...
Standart bir günde aşağı yukarı benzer şartlara sahip birileri mutludur, birileri mutsuzdur ya, ondan bahsediyorum aslında. Çok keyifli veya çok üzücü olaylar yaşandığında ne kadar mutlu olunabildiği de kişisel tercihlerle belirlenir tabi ki, ama bahsettiğim o değil.
Evde oturuyorsunuz. Biriniz "Öfff çok sıkıldım", veya "Uff çok sıcak," derken, diğeri "Ne rahat koltukmuş bu," diyebiliyorsa, işte algıda seçicilik mutluluk veya memnuniyet konusunda da devreye girmiş demektir!
Telefonu kaybedince çaldırıp buluyorsunuz da, anahtarlar veya gözlük söz konusu olduğunda iş zorlaşıyor.
Kahve falı bakan arkadaşınızı bulduğunuzda hemen fincanı kapatıyorsunuz da kendi kendinize bakmaya kalktığınızda "Yol var,", "Balık var," dan öteye geçemiyorsunuz.
Bazen gerçekte ne istediğinizi veya yediğiniz şeyin içeriğini, gerçekte ne yediğinizi bilmiyorsunuz.
Başlık her ikisinin de hayranı olan - ismi lazım değil - tatlı bir arkadaşımızdan. "Kara" Karadayı dizisindeki Mahir Kara rolüyle ilgili bir yakıştırmayla, 1997 Best Model'imiz, yeni aktörümüz Kenan İmirzalıoğlu.
"Ama mutlaka bıyıklı olacak" dedi. Ben sadece bıyık olunca, çok sevmem, böyle hafif sakallı bir fotoğrafını seçtim.. Ama düz bıyıklı hali de var. Siz karar verin, hangisi daha iyi:
Hatta hiç bıyıksızı da var; bence daha avrupai, ama siz bilirsiniz yine de:
Bilmeyenler için, bu da oynadığı Karadayı dizisinin fragmanı:
Fragmanı izlerken şu da aklıma takıldı. O zamanlar cephede toz toprak içinde savaşıp, sonra balo salonlarında çakı gibi dans etmeye, insanların ruh hali nasıl adapte oluyordu acaba?
Şuradan
şuraya dönüşmek zor olsa gerek:
Sarı ve Kara'dan bu kadar fotoğraf yeterli olduysa, çoktandır beğenerek izlediğim diğer bir Best Model/aktör'ümüzü de ben ekleyeceğim listeye. Kara - Sarı ve Junior mı desek? Best Model 2010, Çağatay Ulusoy. O daha çok geeenç! Ama yazın bir kenara, büyüyünce ağabeyleri kadar iyi bir aktör ve herkesin sevgilisi olacak, benden söylemesi.
Genç kızları düşünmemek olmayacaktı..
Çağatay'ı ilk defa "Adını Feriha Koydum" dizisinde gördüm.
Acemiydi ama tatlı bir çocuktu. Şimdi de Medcezir'de oynuyor.
Medcezir "The O.C"nin yerli versiyonu, keyifli bir dizi, işte bu da fragmanı:
Bizim Yaman'ımız (Çağatay Ulusoy), onların
Ryan'ından (Ben McKenzie) çoook daha tatlı değil mi?
Sanki o da Kıvanç ağabeyi gibi, gidip bir yerlerde eğitim almışa benziyor. Güzel de bir gülüşü var, daha ne olsun!? Genç ve daha genç, bütün kızların gönlünü aldık sanıyorum. Bir de gözlemimi ekleyeyim. Beyler, nasıl ki saçları simsiyah boyayınca olmuyorsa, yapay davranınca da olmuyor. Bakın en yakışıklılar bile, doğal durunca daha yakışıklı görünüyorlar. Güzel gülünce daha hoş duruyorlar. Rol kesince de, Clark atınca da, pek o kadar cazip olmuyorlar doğrusu.. Benden söylemesi..
Bakın bu:
bundan daha iyi değil mi?
Kıvanç rol kısmını iyice öğrendi. Aşk-ı Memnu sonrasında, gerçekmiş gibi doğal oynamaya başladı. Yine de poz verirken, biraz daha çalışması lazım gibi.. Ne dersiniz?
(Evet, "mi" ayrı olmalıydı, ama posteri ben yapmadım, kusura bakmayın..)