yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2025 Perşembe

Bana Ulaşmak İsterseniz

 


Kitaplarımdaki herhangi bir konuyu konuşmak ya da genel olarak bu dünyadaki yaşamımız, bilinç, farkındalık, mindfullness, frekanslar, 
enerji alanları, çakralar  gibi konularda konuşmak veya düşüncelerinizi paylaşmak isterseniz, aşağıdaki bağlantıyı kullanarak benimle iletişime geçebilirsiniz.

Çok sevinirim.


selvabayindir@yahoo.com

Hayatını Upgrade Et ve Mucizelerle Yaşam kitaplarımın Türkçe olan kısa versiyonlarına Kitapyurdu'ndan, İngilizce 400 sayfayı bulan extended version ebook'a amazon.com'dan ulaşabilirsiniz.

Amazon'a Selva Bayindir yazdığınızda çocuk kitaplarım dahil ne var ne yoksa hepsini görebiliyorsunuz.

Aşağıda verdiğim linkler kitapların ilk bölümlerini görmenize de izin veriyor. Hatta amazon.com'da 4 bütün bölümü açık bıraktım. 

Bir göz atın isterseniz.

     






Mucizeleriniz hemen ve daim olsun...

7 Mayıs 2018 Pazartesi

Neyi Ölçüyorlar, Neyi Değerlendiriyorlar?



Yine alıştığımız haberlerden biri çıktı karşıma:
"718 cevap anahtarının yanlış okunduğu tespit edilince mahkeme, 7 ay önce son kez yapılan SBS’nin yürütmesini durdurma kararı verdi."

Hepimiz bir şekilde, ya kendi çocuğumuzla ilgili olarak, ya da yakınlarımız sebebiyle şu sınav stresini gördük, duyduk, yaşadık, hatta kimimiz  derinden hissettik. İnsanın yaşamından çalınmış zamanlara en büyük örnektir, bana sorarsanız. 
Eve kapatılmış çocuklar ve okuyarak öğrenilmeye çalışılan bir hayat. Hayat dışarıda sürüyor zaten; çıkıp baksa öğrenecek.

13 Mayıs 2014 Salı

Bu Filmi Mutlaka İzleyin


Yaşamın İşleyişi De Böyle Olamaz Mı?

Hatırlarım, babam "Şu filmi izleyelim, sonra da onun hakkında konuşuruz," dediğinde, ilk tepkim "Film izliyoruz, ödev mi bu?" gibi bir şey olmuştu. Sonradan fark ettim, filmlerin de tıpkı romanlar gibi boş zamanları doldurmaktan, hoşça vakit geçirtmekten öte katkıları olduğunu hayatımıza.

İnsan yaşı ilerledikçe farklı temalar, farklı mesajlar yakalar oluyor izlediği filmlerde.

Hollywood filmlerinde ve dizilerinde gördüğümüz "fantastik" olayların/objelerin çok geçmeden gerçek olmasının, aslında çalışma aşamasında sızdırılmış bilgilerden kaynaklandığını düşünmüşümdür hep.

Yıllar önce Star Trek/ Uzay Yolu'nda görüp hayretten ağzımız açık şekilde izlediğimiz, önüne gelindiğinde "Bızzzt" diye açılıp kendi kendine yine "Bızzzt" diye kapanan kapılar şu anda en basit marketlerde bile var.


Haberleşmek için kullandıkları kablosuz, kapaklı, cepten çıkan küçük "şey", bizim sabit ev telefonlarımızı ancak upuzuuun kablolarla yan odaya taşıyabildiğimiz dönemlere rastladığından adına telefon bile dememiş olsak da ilk dönem cep telefonlarının maketi gibiydiler.


Tibet dolaylarında yapıldığıyla ilgili rivayetler olsa da bir yapılamayan ışınlanma kaldı şimdilik...

John Woo'nun yönettiği Paycheck filmini yıllar önce izlerken de yine böyle bir bilgi sızıntısı hissetmiştim. Bu defa farklı olan, bilginin, işin teknolojik değil de spiritüel yanıyla ilgili olmasıydı.

14 Ocak 2014 Salı

Merhaba




İnsan yazmak isteyince bir yolunu bulup yazıyor. Çok lafınız biriktiğinde de yazmak şart oluyor. (Diğer şekilde eşe dosta yazık; hiç susmayan birine katlanmak kolay bir şey değil.)
Ben yazmayı hep sevdim.
Çocukken babama özür notları yazardım; "Bir daha yapmayacağım," diye.
Büyüdükçe kendime notlar yazdım; kırk yılda bir üzerime olgunluk çöktüğünde aklıma gelenleri unutmayayım diye...

Sonra işi büyüttüm.
Önce, yaşamın aslında göründüğünden farklı olduğuna uyandığım bir dönem, "Yaşamın Farkına Varıyorum" diye bir kitap yazma cüretini gösterdim.
Şimdi ara sıra bakıyorum da, "Ay böyle mi demişim," diye kendime gülümsüyorum. Fazlaca naif bir paylaşım olmuştu o kitap. En çok da annemin arkadaşları sevmişti yazdıklarımı.
Şiirler de yazıp bastırmıştım sonra.

Bir matbaamız vardı ve yayınlayalım deyince, yayınlayıveriyorduk.
Sonra, şu meşhur "Secret"ın yanlış anlaşıldığını anlatan, "Ol Deyin Olsun" diye bir kitap yaptım. Yaşadıklarımdan yola çıkarak, diyordum ki, "Bir Ferrari'm olsun, bir Ferrari'm olsun," diyerek evrene seslenince Ferrari gelmez; Ferrari'ye duyduğumuz sevgi çok güçlü ve berrak olduğunda ve o 'His' evrene ulaştığında gelir...
Bence çok yalın ve güzel bir paylaşımdı.

Ama artık ne babam, ne de matbaamız kalmıştı. O zaman anladım ki insanın her işini halleden bir babası olması büyük lüksmüş. 
Neyse, sonuçta bu kitabı basmak kısmet olmadı. Birilerinin okumasını çok istemiş olacağım ki, İngilizceye çevirip, Amazon'da e-kitap olarak yayınladım. Hatta, o da kesmedi, Türkçesini de blog'uma koydum.

Bugüne gelirsek, şimdi de yazı yazma isteğimi sanki bir gazete bana köşe vermişçesine buradan karşılamayı düşündüm. Bu benim gazetem ve benim köşem olacak... Konular bana denk gelenler.
Tıpkı benim olduğum gibi hayata olumlu bir pencereden bakan, oldukça düzensiz, bazen çok ciddi bazen çok çocukça. Çok ciddiye hiçbiriniz inanmadınız; tamam çok ciddi işi biraz zor. O beklentiyi kaldıralım.
Bazen gördüğüm filmler, gittiğim gezdiğim yerler, yapabilirsem tanıdık "selebriti"lerle söyleşiler, gündemdeki haberlere yorumlar Kalan zamanda da 'Gülelim eğlenelim' işte...

Her güne bir güzel söz, bir güzel müzik, bir de ödev olsun..
(Hayat da böyle bir şey ama :-)

İşte bugünkü sözümüz:




Ve işte bu da nostaljik müziğimiz. Tıpkı yıllar öncesinde Dual pikapta Ajda'dan dinlediğimiz şekliyle:




Ve ödev: (Böyle ödeve de can kurban!) 

Bugünlük ne derdiniz varsa boş verip çok keyifli zaman geçirmek.

Ödev deyince insanın yapası gelmez bazen. En iyisi bunu şöyle değiştirelim:

Bugünlük ne derdimiz varsa boş verip 
çok keyifli zaman geçirsek 
ne iyi olur...