24 Ocak 2014 Cuma

Sansür Ne Ola Ki?


Siz de hoş bir his duymaz mıydınız "Devlet baba", "Toprak ana" denince çocukluğunuzda? 
Baba tarifimiz sevecen, koruyan, kollayan, yol gösteren, başımız sıkıştığında sorunlarımızı çözen, anne tarifimiz de sarıp sarmalayan, besleyen olduğu için mi böyleydi acaba? Babasından sopayla dayak yiyenler, annesinden zorla sevgi dilenenler böyle hissetmiyorlar mıydı, belki de?

Ben artık "Devlet baba" dendiğini hiç duymuyorum. 
"Toprak ana" deniliyorsa bile, o da artık "Beton teyzeler"in popülaritesiyle sindirilmiş olarak o kadar uzaklara atılmış ki, sarıp sarmalayan, besleyen değil ara sıra ziyaret edilen ve yiyecek gönderen bir yakınımız halini almış. 

Anasız babasız yetim kalmışız anlayacağınız!


Baba boşluğunu doldurmaya koşan o amca ise, her kimse artık, tamamen farklı biri.
Her şeye "Hayır" diyor. Her şeye karışıyor. Ne yenilecek, ne içilecek, ne giyilecek, ne zaman evlenilecek, kaç çocuk yapılacak, o çocuklar hangi kitapları okuyacak, hangi oyunları oynayacak (bu da vardır bir yerlerde, yoksa da yoldadır), kimlerle gezilecek, metroda, otobüste kimin yanına oturulacak, statlarda nasıl tezahürat yapılacak, hangi filmler izlenecek, o filmlerde neler görünecek, neler görünmeyecek, neler duyulacak neler duyulmayacak!!



Şöyle filmler izler olduk mesela: Güneşli bir gün, neşeli bir adam, bir restoranın bahçesinde bir masaya oturuyor. Kız arkadaşını beklerken garsondan bizim duyamadığımız bir şey istiyor, sonra garson geliyor, bir kadehe bize gösterilmeyen bir şey koyuyor. Adam onu ara sıra ağzına götürüyor. Sonra elini cebine atıyor ve bize  gösterilmeyen bir şey çıkartıyor. O şey elinden yere düşüyor. O sırada adam bizim duymadığımız bir şey söylüyor. "Bip" diye bir ses geliyor. Yerdeki şeyi alıyor ve içinden göremediğimiz bir şey çıkartıyor. Sonra ağzına bir çiçek sokuyor. O çiçekten dumanlar çıkıyor. Adam çiçeği ağzına sokup duruyor. Sonra çiçeği buruşturup atıyor. Bu şekilde, bir belli bir belirsiz yemeklerini yiyip eve gidiyorlar. Kız adamı tam öperken sabah oluyor. Kahvaltıda yine adam ağzına bir çiçek sokuyor ve o gün de bu film de aynı tarzda devam edip gidiyor!


Sonra da diyorlar ki film endüstrimiz gelişmiyor. Oscar'a bir türlü aday bile olamıyoruz! Ellemeseniz oluruz belki de. Yaratıcılığa izin verseniz olmaya çalışırız en azından. Etliye dokunmayalım, sütlüye dokunmayalım dedikçe kala kala sadece komedi filmleri kalıyor. Sansüre takılmadan, oto sansüre maruz kalmadan çekilebilen toplu şakalar. Onlar da sadece hoşça vakit geçirtiyor, güldürüyor işte. Gülmek şimdilik serbestken.

Filmler ne için yapılır? Sanat için, tamam da. 
Başka ne için? 
Yaşamadığımız şeyleri görelim diye de yapılmaz mı? 
Yaşamaya gücümüzün yetmeyeceği hayalleri, yaşamaya çekineceğimiz maceraları, başımıza gelmesinden korkacağımız felaketleri. Tehlikeleri. Güzellikleri. Ulaşamayacaklarımızı. Aklımıza bile getiremediklerimizi.


Sadece bize normal geleni görmemiz yeterli midir? Bir delinin neler yaşadığını, bir sapığın neler hissettiğini, çok fakiri, çok zengini, varoşta hangi küfürlerin edildiğini, o küfürlerin bir holdingin toplantı salonunda da edilip edilmediğini niye göremiyoruz ki biz?

Sadece öğretici olsun, filmler örnek olmak için yapılsın deniyorsa bile sadece kendimiz gibi olanı, hiç hata yapmayanı, hiç küfür etmeyeni görerek ne öğrenmemiz bekleniyor ki acaba? Ve biz yetişkinler ne izleyeceğimize, ne öğreneceğimize kendimiz karar verebilecek gibi görünmüyor muyuz oralardan?

Uyuşturucu karteliyle yapılan mücadeleyi anlatan Traffic diye bir film vardı. 2000 yılında 4 Oscar almaya layık görülen. Uyuşturucular, yüksek dozdan ölen çocuklar, sigaralar, içkiler, bunlar olmadan öyle bir film de yoktu, öyle bir ödül de!



Çocuğu olanlar ve tabi kendi çocukluğunu hatırlayanlar bilirler. Yasaklar hiçbir işe yaramaz!
Yasak varsa birileri alternatif yolu mutlaka bulur.
Yasaklamaz da ikna edersen, aklına yatmasını sağlarsan, yapmasını istemediğin şeyi zaten yapmak istemez bile. Yasakladığın her şeye teşvik edersin aslında. Yapacağı yoksa da yapar.
Sigara yasak de, bütün çocuklar içmek ister. "İstiyorsan iç," de. "Niye kötü kokmak isteyesin ki?" de. Zararlarını da anlat üstüne. Denerler. Tadını beğenmez, bırakırlar. 
Pornografi bu kadar çok izlensin istemiyorsan - ki niye karışasın da, aslında - kızlı erkekli aktiviteleri yasaklamayı bırakacaksın. Kızları erkeklere, erkekleri kızlara yasak hale, ulaşılamaz hale getirmeyeceksin. Resimlere, heykellere, sanatın hiçbir türüne, yani hayata aslında, yasakçı zihniyetle yaklaşmayacaksın.


İnternetleri yasaklanmaya çabalanarak, haberleşme özgürlükleri ellerinden alınmaya çalışılan o çocuklar var ya, işte o çocuklar biber gazından kendilerini korumayı bir iki saatte öğrenmiş ve bütün millete öğretmiş olan çocuklar. O çocukların daha nelere vakıf olduklarını görmeden bilemeyiz gibi geliyor bana.

Bize layık görülen yaşam biçimi de bu olmamalıydı doğrusu.

Biz hiç böyle insanlar değildik.

Herkesin insanca yaşam hakkını özgürce kullanabildiği ve insan gibi davranmayı da bildiği günler diliyorum.



Bugün kimseyi söyledikleri, yaptıkları 
veya düşündükleriyle ilgili ayıplamasak 
ne iyi olur...