Bir gazetede köşe sahibi olsaydım neler yazardım acaba derken denemeye niyetlendim.
Şimdilik bir patronum olmamasının da avantajını kullanarak içimden geldikçe. Arada sırada da keyifli söyleşiler.
Söyleşileri sağ tarafta çok okunanlardan daha kolay bulabilirsiniz.
Kitaplarıma da üzerlerine tıklayarak göz atabilirsiniz.
Zihnimizde yarattığımız her şeyi gerçekleştirebildiğimizi bir de sinir bilim konusunda uzman birinden dinleyin istedim. Prof. Sinan Canan çok sevdiğim ve anlattıklarını kendi hissettiklerime çok yakın bulduğum değerli bir hoca.
Buyrun bakın şöyle diyor:
"Zihnimizdeki bir düşüncenin gerçekliği yaratması, ona şekil vermesi, kaderimizi belirlemesi bize çok ezoterik ve uçuk bir şeymiş gibi geliyor. Hiç öyle değil. Bizim hayatımızda gerçekten olan şeyler tamamen zihnimizdeki kodların hayatımıza dökülmesi şeklinde karşımıza çıkıyor.
Biz sıklıkla inandığımız şeylerin, büyük fikirlerimizin amaçlarımızın geleceğimizi inşa ettiğini düşünürüz. Öyle bir şey yok. Geleceğimizi yapan şey her gün tekrar ettiğimiz davranışlar, rutinler, neleri yapıyorsak yarınımızı onlar yaratıyor."
Ben de Upgrading Our Lives kitabımda kök inançlarımızın ve bunlara sadık kalarak yaşadığımız hayatımızın, içinde bulunduğumuz genel duygu halimizin - frekansınmızın - geleceğimizi nasıl yarattığını, neleri engellediğini, neleri zorlaştırdığını, ilişkilerimizden iş hayatımıza, fiziksel görünümümüzden sağlığımıza uzun uzun örneklerle anlattım. Merak ederseniz bir göz atın. Amazon'un örnek sayfalarında var bu konu:
Bilimsel altyapı sorup duranlarınız lütfen Sinan Canan'dan dinleyin. Hücre Biologu Bruce Lipton'in ve Joe Dispenza'nın kitaplarına ve çalışmalarına da atıfta bulunuyor.
*Mucizelere inanmıyorsanız, kendinizin de bir mucize olduğunuzu unutmuş olmalısınız.
Hayatımızı Upgrade Ediyoruz Programının tüm videolarını 6 Şubat itibariyle izleyebilirsiniz.
(Neden 6 Şubat? Başlangıçlar için olağanüstü güzel bir gün de ondan! Videolar hazır yoksa. Şimdi de gönderebilirim.)
Aynı gün için Access Bars Sınıfı açmaya da niyet ettim. Katılmayı arzu edenler yer ve saat bilgileri gibi detaylar için bana yazabilirler. Diğer detaylar bu linkte var:
Bu yılbaşında kendinize ve dostlarınıza enerjetik hediyeler vermek isterseniz diye sizlere çoktandır uyguladığım çalışmalardan hediye paketleri yaptım.
Bana tek bir tane seç deseler, ben bunu seçerdim mesela.
En azından bir defa deneyin diye yılbaşına kadar promosyon da yaptım.
Her türlü sorun (iş, ilişki, ne olursa), sıkıntı, endişe, zorluk, engel, hatta aile içi anlaşmazlık - ki Hawaii'de Kahunalar zamanında ilk ortaya çıkış sebebi budur - için oluşma sebebinin oluştuğu andan enerjisinin temizlendiği bir sistem. Çok hızlı ve çok etkili. Denemeden anlamak mümkün değil; aslında "anlamak" zaten mümkün değil; deneyimlemek diyelim.
Quartz taşların - ve tabi tüm diğer doğal taşların - masaj terapilerinde, enerji çalışmalarında, çakra dengelemelerinde, hatta sadece iyi hissetmek, nazardan/radyasyondan korunmak amaçlı kullanıldığını duymuşsunuzdur.
Bu taşların suya enerji katma amaçlı kullanılması da çok eski çağlara, Eski Yunan'a ve diğer kadim medeniyetlere dayanır.
(Suyun hafızası olduğunu aşağıdaki deneyi izleyerek görebilirsiniz.)
Bedenimizin %90'ı suyken, çevremizdeki enerjilerin, sözlü, sözsüz tüm etkenlerin suyla birlikte bizi olumlu ve olumsuz etkilemesi kaçınılmaz oluyor.
Kötü enerji yayan insanlardan uzak durun, kötü sözler söylemeyin, olumsuz düşünmeyin denmesi hep bundan. "İnsanız, etkileniyoruz"... Hatta daha da doğrusu "Suyuz, etkileniyoruz!"
Metin Hara. Henüz 30'lu yaşlarının en başında. Deli dolu. Eğlenceli. Oğlunuzla görseniz, eve PlayStation oynamaya gelmişler sanacağınız genç bir adam. Muhtemelen oynuyordur da.
Tanımlamaların dışında. Hem kişisel gelişimci hem yazar hem fizyoterapist hem şifacı ama ona sorarsanız hiçbiri de değil. Musevi bir aileden gelmesini bile, "Anne ve babası Musevi olan biriyim," şeklinde açıklıyor. Etiketsiz olmayı, sadece insan olmayı yeterli bulanlardan.
Ekşi sözlükteki tanımıyla: Mısır teknikleri kullanırken tespih çeken, Kabala teknikleri kullanırken Tasavvuf müziği dinleyen biri.
Günlerdir her açtığınız gazetede onunla yapılmış bir söyleşiyle, her gittiğiniz kitapçıda onun kitaplarıyla, imza günleriyle karşılaşıyorsunuz. Hiç durmadan eğitim veriyor, seminerler düzenliyor, hatta daha geniş kitlelere ulaşmak için yeni bir akademi açmanın eşiğinde.
Bu yoğun tempo içinde benimle söyleşi yapacak vakti olamayınca, ben de her iki eğitimini de almış ve Metin'i bire bir tanımış biri olarak, kendi gözümden Metin Hara'yı anlatmayı seçtim.
Kim olduğunu bilmeyeniniz kalmışsa kendi web sitesinden alıntıyla:
1982 yılında İstanbul’da doğdu. Üsküdar Amerikan Koleji’ni bitirdikten sonra Çapa Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümünde eğitim hayatını tamamladı. Seneler içerisinde “tamamlayıcı tıp” diye tanımladığı birçok tekniğin eğitimini aldı.Yıllar boyunca bu öğretilerin içinde kendini geliştirdikten sonra son 10 yıldır profesyonel anlamda Tamamlayıcı Tıp ile tedavi çalışmaları yapmaya başladı. İnsan sağlığına olan “bütüncül” yaklaşımı, insanın hayal gücüne sığmayan yetenekleri, insan zihnine sığmayan engin bilgisi ve insan bedenine olan sonsuz güveni sayesinde aldığı sonuçlar ile kısa sürede tıp camiasında yankı uyandırdı. Metin Hara, sevginin ve düşünce gücünün neler yapabileceğini bilimsel ve uygulamalı olarak göstermektedir.
Peki Metin Hara ne anlatıyor?
Kısaca nasıl evrenle bir bütün olduğumuzu, hepimizin bir olduğunu, seçimlerimizle aslında dilediğimiz "her" hayatı yaşamaya muktedir olduğumuzu anlatıyor.
Bu çok basit oldu, değil mi?
Aslında bu kadar basit.
Ama asıl becerisi bunları bilmesi veya anlatması değil - çünkü söyledikleri bilinmeyen şeyler değil, kadim bilgiler ve bunları anlatan binlerce kitap, binlerce kişisel gelişimci, spiritüel lider var - asıl becerisi ve bence yaptığı en önemli şey sizi buna ikna etmesi ve içselleştirerek yaşamınıza katmanızı sağlaması.
Onun veya başkalarının eğitimlerine katılanlar, zaten ilgilenenler, okuyanlar, araştıranlar Metin'den pek de fazla şey öğrenmeyebilirler. Belki havada kalmış bazı bilgilerinin nasıl daha ayakları yere basar hale geldiğini veya pratikte nasıl daha kolay uygulandığını görürler. (Çünkü Metin vermek istediklerini, çok ciddi çalışmalar sonucunda, çok güzel formüle edilmiş, güzel derlenmiş bir paket halinde sunuyor. Bu da onu diğer eğitmenlerden ayıran önemli bir detay.)
Reiki'den NLP'ye; Kuantum Dokunuş'tan EFT'ye; nefes çalışmalarından yogaya; yogadan chi gong'a; Louise Hay'in kitaplarından Barbara Brennan'ın, Deepak Chopra'nın, Dr. Wayne Dyer'ın eğitimlerine, seminerlerine, kitaplarına. Sonunda hepsi aynı yere varıyor. Aynı "hakikat"e ulaştırmaya çalışıyor. Metin bunların hepsinden harika bir sentez yapmış gibi.
İşin en önemlisi Metin'in kitabı sayesinde ulaşmayı başardığı asıl kitle konuya pek de ilgisi olmayanlar. Hiçbir eğitime katılmayan, mevcut kitapları okumayan, sohbetlere burun kıvıran, farkındalıklarını yükseltmeye ve hakikate yaklaşmaya teşebbüs etmeyenler. İşte dünyevi ortama fazla kaptırmış, kendini dinlemeye bile vakit ayıramayan, sakinleşemeyen, hep koşuşturan, onun ifadesiyle sürekli "Beta beyin dalgasında yaşayan," ve hastalıklara davetiye çıkartan o geniş kitleye böyle bir kitap sayesinde ulaşmayı başarıyor Metin.
(Zihinlerini en çok dinlendirmesi gerekenler buna ayıracak hiç vakti/ilgisi olmadığını söyleyenlerdir ya aslında)
Yeni bir şey söylemesine gerek kalmıyor, çünkü zaten halihazırda söylenmiş ve kitlelere ulaşamamış pek çok şey var. Metin'in misyonu da belki o kadim bilgileri geniş kitlelere ulaştırmaktır, kim bilir.
Bu kadar genç yaşta, bu kadar önemli işler yaparken kendisini egosunun tuzağına kaptırmamayı da becermiş Metin Hara. Kitaptan önceki çalışmalarında da insanları bilinçlendirme eğiliminde olmuştu hep. Onlara bire bir şifa verip "Ben tedavi ettim," demeyi seçmeyip öncelikli olarak hastalanmamaları ve eğer hastalanmışlarsa da kendi kendilerine şifa bulmaya nasıl hazırlanacaklarını öğretmişti. Günümüzün "Hadi iyileştir beni," yaklaşımıyla kapısını çalanlara "Eğitimlerime gelin, kendiniz iyileşin," demişti.
Şimdi de "Kitabımı okuyun, egzersizleri yapın, kendiniz iyileşin, neşelenin, hayattan keyif alın" diyor.
Bilindiği şekliyle pozitif düşünmenin değil, pozitif "hissetmenin" anahtar olduğunu anlatmaya çalışıyor. Düşüncenin yapay olabileceğini, aslolanın his olduğunu tekrarlayıp duruyor. "Beyninizin stres düzeyini düşürün," diyor.
Secret'ın da dediği gibi "Bizde ne varsa onu çekiyoruz."
Ben de sahip olmak istediğimiz her şeyi üzerimizde taşımamız için bu şans kolyelerini yaptım. Minik minik renkli derilerin içine bolluk, bereket, aşk, şans, başarı, coşku, korunma, şifa, blokajları çözme, huzur... daha aklınıza ne gelirse, hepsini sembolleştirip koydum. Sevgiyle de dikip kapattım. İlk yaptıklarımı çok sağlam dikiyordum. Sonrakilerine, zamanı gelip işi biterse, çözülüp bozulabilme şansı vermeyi uygun gördüm. Koparsa, düşerse, "Öyle olması gerekiyormuş," diyeceğiz artık!
Bakın meselaaa:
Bunda "iletişim" var..
Bunda "tutku"
Bunda da "huzur"
Ruh halime göre bazen tek birini, bazen bir kaçını, çoğu zaman da hepsini birden takıyorum.
İplerinin düğümünü farklı yerlerden atınca boyları da uzayıp kısalabiliyor.
Hızımı alamayınca birkaç tane de anahtarlık yapıverdim! İnsan her gün kolye takamaz ama, değil mi??!!
Ritüeller motive olmak için çok yararlı gerçekten de. En azından odaklanmamızı, belirli bir konuya öncelik vermemizi, o konuyu aklımızda tutmamızı sağlıyor.
Aslında en kolayı ne istiyorsak o olmak tabi.
Nefret doluyken sevgi beklemek, cimriyken bolluk bereket özlemek, insanlara öfkeyle yaklaşırken huzur aramak... Belki oluyordur. Ben pek şahit olmadım.
Kolyelerime şans dilerken bu yazıyı okuyanları da es geçmek istemedim. Hiçbir şey tesadüf değildir. Demek ki bugün sizin de şanslı gününüzmüş...
Yanlış evrene gelmişiz arkadaşlar, buraya müsveddeleri atıyorlarmış, asıl düzgün olan evrenler diğerleri. Bence geçelim. Ama uyarıyorum. Hepimiz arızalarımızı biliyoruz, kendimize hakim oluyoruz ve oradaki sakin ortama uymaya çalışıyoruz, tamam mı?! Yani, öyle pazartesi sendromları, maçoluklar, "Yok bişey" diye trip atmalar, "Sen nasıl istiyorsan öyle yap"lar, "Akşama iş toplantım var"lar, telefona Ezgi'yi Abdullah olarak kaydetmeler - hatta annenin sorduğu sorulara otomatiğe bağlı "Bilmiyorum" cevabı vermeler - falan olmasın. Rezil olmayalım. Yani..! Şunlardan bile utanıp rezil olabilecek insanları, sen al bütün "Hiç olmamışlar"la bir arada aynı çöpe at. Biz bile metal, kağıt, camı birbirinden ayırıyoruz. Nasıl evren yönetimiyse bu da artık! Şimdi sizinle diğer evrenden birkaç durum paylaşayım. Gitmedim henüz, giden kimseyi de dinlemedim ama tahminen şöyledir diye düşünüyorum.