25 Mart 2016 Cuma

İşte Size Zenginlik



Bugün çocukluğumdan beri ilk defa paskalya yumurtası boyamaya kalkınca düşünmeden edemedim. Ne kadar zengin çocukluğumuz vardı bizim diye.

Zengin dedimse "Ben zenginim karanfil bırakmadım, gül bıraktım, ha ha ha," seviyesinde zenginlikten bahsetmiyorum tabi ki. 

Bizim bir sürü bayramımız vardı. Hem Şeker Bayramı'mız hem Kurban Bayramı'mız hem Noel'imiz hem Paskalya'mız hem Pesah'ımız.

17 Mart 2016 Perşembe

Quartz Taşlar Her Derde Deva


Quartz taşların - ve tabi tüm diğer doğal taşların - masaj terapilerinde, enerji çalışmalarında, çakra dengelemelerinde, hatta sadece iyi hissetmek, nazardan/radyasyondan korunmak amaçlı kullanıldığını duymuşsunuzdur.

Bu taşların suya enerji katma amaçlı kullanılması da çok eski çağlara, Eski Yunan'a ve diğer kadim medeniyetlere dayanır. 
(Suyun hafızası olduğunu aşağıdaki deneyi izleyerek görebilirsiniz.) 




Bedenimizin %90'ı suyken, çevremizdeki enerjilerin, sözlü, sözsüz tüm etkenlerin suyla birlikte bizi olumlu ve olumsuz etkilemesi kaçınılmaz oluyor.

Kötü enerji yayan insanlardan uzak durun, kötü sözler söylemeyin, olumsuz düşünmeyin denmesi hep bundan. "İnsanız, etkileniyoruz"... Hatta daha da doğrusu "Suyuz, etkileniyoruz!"

28 Şubat 2016 Pazar

Anahtarlarım Nerede? Bebek Kız Mı Olacak, Erkek Mi??


Telefonu kaybedince çaldırıp buluyorsunuz da, anahtarlar veya gözlük söz konusu olduğunda iş zorlaşıyor. 

                                                         
Kahve falı bakan arkadaşınızı bulduğunuzda hemen fincanı kapatıyorsunuz da kendi kendinize bakmaya kalktığınızda "Yol  var,", "Balık var," dan öteye geçemiyorsunuz.


Bazen gerçekte ne istediğinizi veya yediğiniz şeyin içeriğini, gerçekte ne yediğinizi bilmiyorsunuz. 

8 Aralık 2015 Salı

Yeni Yılda - ve her zaman - Mutlu Olmayı Seçiyorum


Yeni yılda bir sürü karar verilir ya. 
Sonra çoğu ya unutulur ya ertelenir hani. 
Ben de verdim. 

Ama bu defa yeni yılın gelmesini beklemedim. 
"Diyete pazartesi başlıyorum," sendromuna kaptırmadım kendimi. 
Yeni yıl geldiğinde ben de onu yeni benle karşılayıp şaşırtacağım bu defa. 
Yeni ben değilse bile yeni versiyonumla.

Yeni yılı şaşırtmak isteyenler, katılın hadi bana.

7 Mayıs 2015 Perşembe

Makyaj Dediğimiz İlüzyon Yaratmak


Yaşam da ilüzyondan ibaret değil mi zaten!?

Hem eğlenelim hem öğrenelim kapsamında yaptığım çalışmalara daha havalı adıyla "Make up artist", bildiğimiz şekliyle "Makyözlük" eğitimini de katınca maymun iştahlılık/yok canım, meraklı olmak/ hayır, hayır ne istediğini bilmemek şeklinde yorumlara maruz kalmam kaçınılmaz oldu tabi.

15 Ocak 2015 Perşembe

Mozzarella Yapmak Pek Kolaymış



Peynir atölyeleri beyaz peynir, kaşar ve hellimden sonra mozzarella ile devam etti. 
Ben kolaydan başlayıp zora doğru gidiyoruz diye düşünürken en kolayı mozzarella çıktı. Sütü tencereye koymakla peyniri yemek arasında geçen zaman topu topu bir buçuk, iki saat tutunca o peynirlerden çakma bir pizza yapıp yemek bile mümkün oldu.

11 Aralık 2014 Perşembe

40 Yaş Üstü Makyaj


"Ben botoksumu, face lift'imi yaptırmışım, niye 40+ makyajı yapayım?" diyorsanız, tamam siz yapmayın... (Ama ne kadar çekilirse çekilsin, her sabah portakal suyu içer gibi vitamin iğnesi de yaptırsanız, o cilt eskisi kadar elastiki değil tabi ki...) Bu yazı harbi 40 yaş üstü olanlar için. Diğerleri için teenager makyajı yazacağım daha sonra 😀

Başlıyorum!

10 Aralık 2014 Çarşamba

Hellim Peyniri


Evde beyaz peynir ve kaşar peyniri yapmayı öğrenerek başlayan peynir maceramız, hellim ile devam etti. 

Ben en çok hellimden keyif aldım. Öğleyin çiğ sütü kaynatarak başlayıp, Happy Hour'a kızarmış hellim yetiştirebilmiş olmanın bunda önemli bir payı da var galiba.

Tekrar tekrar anlatmayayım, bütün peynirlerde yaptığımız, sütü alıp, pıhtılaştırıp, suyunu ayırıp, peynirine göre işlemek ve sonra da gerekiyorsa olgunlaştırmak, tuzlamak şeklindeydi.

Hellimi de, tabi ki, hemen evde denedim. Isıtmayı, kültür ve maya katmayı artık öğrenmiştim. Beklemeye de alışmıştım, ki bunda beklemeler daha kısa kısa oldu..

Öncekilerden farklı olarak, kestikten sonra, telemeyi ısıttım.


İki ayrı tencerede 20 dakika boyunca telemeleri karıştırmak eğlenceliydi.

O arada güzel bir playlist iyi geldi. Müzik dinleyince, vakit daha çabuk geçti..


Arkadaki tencerede de cendere bezleri kaynıyor..

Çok seri çalışıyorum, görüyorsunuz..

Isıtılınca, telemelerin içlerindeki sular çıktı ve büzüştüler..


Daha ufak tefek teleme parçacıkları oldular.


Bakın kaşarın telemesi böyleydi:


Artık tecrübeli oldum ya, iki ayrı teleme hazırlayıp, onları eş zamanlı olarak karıştırıp, eş zamanlı olarak asabildim..


Sonra yine baskı..




Ama bu defa daha az ağırlık ve daha az zaman.. 
5 kiloluk dirhem ve yarım saatle işi hallettim.


Geriye, kesmek ve yarım saat, 40 dakika kadar, kendi suyunda 
haşlayıp, tuzlamak kaldı.






Ve geleneksel şekilde ikiye katlamak..



Bu defa erken bitti.. Kızartmak için Happy Hour'u bekleyemedik..

Akşama sadece bu iki parça kaldı..




Daha detaylı bilgi için:



Herkes  canının çektiğini yapabilmek ve yiyebilmek 
lüksüne sahip olsa ne iyi olur..

27 Kasım 2014 Perşembe

Evde Kaşar Peynir Yapımı


Peynir yapma işine bir defa kendini kaptırınca, insan hepsini öğrenmek istiyor. Beyaz peynir işine meşakkatli mi diyordum? Kolaydan zora doğru gidiyoruz, kaşarı ne siz sorun, ne ben söyleyeyim!

31 Ekim 2014 Cuma

Evde Beyaz Peynir Yapımı


Nejat Pars'ın beyaz peynir atölyesine gideceğimi duyanlar "Rokfor veya Brie olsa hadi neyse, Beyaz peynir her markette var, işin mi yok?" dediler. Doğrusu işim yoktu. Üstelik, çok fazla da öğrenme arzum vardı. 

25 Eylül 2014 Perşembe

Ekşi Mayalı Ekmek


Sağlıklı beslenmeyle ilgili ne varsa öğrenmeye can atan, nerede bir yazı, bir kitap, bir atölye bulsa kendini kaptıran, Karatay hocanın söylediklerini can kulağıyla dinleyip, ama ekmekten, şekerden vazgeçmeyi aklından bile geçirmeyen biri olarak, Yaşam Dostu Gıda Dayanışma Grubu'nun "Ekşi mayalı ekmek yapmayı öğretecekler," zannederek gittiğim bir toplantısıyla ve Nezih beyin anlattıklarını dinleyince başladı her şey! 

23 Eylül 2014 Salı

PROBİYOTİK TURŞU & SİRKE ZAMANI



Bu yıl leyleği havada gördüğüm için domates sosları, reçeller ve marmelatlara elim değemedi. Hayat limon verirse limonata yaparım. Elde ne var, evde yaptığım yoğurt var, ev yapımı sirke var, kolaylıkla ulaşabileceğim (İpek Hanım Çiftliği'nden 2 günde geldi) ilaçsız hormonsuz yayla elması, kornişon salatalık, sarmısak var. Demek ki neymiş? Probiyotik turşu ve sirke yapabilirmişim...

17 Eylül 2014 Çarşamba

Daha Yakından Metin Hara


Metin Hara. Henüz 30'lu yaşlarının en başında. Deli dolu. Eğlenceli. Oğlunuzla görseniz, eve PlayStation oynamaya gelmişler sanacağınız genç bir adam. Muhtemelen oynuyordur da.

Tanımlamaların dışında. Hem kişisel gelişimci hem yazar hem fizyoterapist hem şifacı ama ona sorarsanız hiçbiri de değil. Musevi bir aileden gelmesini bile, "Anne ve babası Musevi olan biriyim," şeklinde açıklıyor. Etiketsiz olmayı, sadece insan olmayı yeterli bulanlardan. 
Ekşi sözlükteki tanımıyla: Mısır teknikleri kullanırken tespih çeken, Kabala teknikleri kullanırken Tasavvuf müziği dinleyen biri.

Günlerdir her açtığınız gazetede onunla yapılmış bir söyleşiyle, her gittiğiniz kitapçıda onun kitaplarıyla, imza günleriyle karşılaşıyorsunuz. Hiç durmadan eğitim veriyor, seminerler düzenliyor, hatta daha geniş kitlelere ulaşmak için yeni bir akademi açmanın eşiğinde. 

Bu yoğun tempo içinde benimle söyleşi yapacak vakti olamayınca, ben de her iki eğitimini de almış ve Metin'i bire bir tanımış biri olarak, kendi gözümden Metin Hara'yı anlatmayı seçtim.

Kim olduğunu bilmeyeniniz kalmışsa kendi web sitesinden alıntıyla:

1982 yılında İstanbul’da doğdu. Üsküdar Amerikan Koleji’ni bitirdikten sonra Çapa Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümünde eğitim hayatını tamamladı.
Seneler içerisinde “tamamlayıcı tıp” diye tanımladığı birçok tekniğin eğitimini aldı.Yıllar boyunca bu öğretilerin içinde kendini geliştirdikten sonra son 10 yıldır profesyonel anlamda Tamamlayıcı Tıp ile tedavi çalışmaları yapmaya başladı. İnsan sağlığına olan “bütüncül” yaklaşımı, insanın hayal gücüne sığmayan yetenekleri, insan zihnine sığmayan engin bilgisi ve insan bedenine olan sonsuz güveni sayesinde aldığı sonuçlar ile kısa sürede tıp camiasında yankı uyandırdı.
Metin Hara, sevginin ve düşünce gücünün neler yapabileceğini bilimsel ve uygulamalı olarak göstermektedir.

Peki Metin Hara ne anlatıyor?

Kısaca nasıl evrenle bir bütün olduğumuzu, hepimizin bir olduğunu, seçimlerimizle aslında dilediğimiz "her" hayatı yaşamaya muktedir olduğumuzu anlatıyor.

Bu çok basit oldu, değil mi?

Aslında bu kadar basit. 

Ama asıl becerisi bunları bilmesi veya anlatması değil - çünkü söyledikleri bilinmeyen şeyler değil, kadim bilgiler ve bunları anlatan binlerce kitap, binlerce kişisel gelişimci, spiritüel lider var - asıl becerisi ve bence yaptığı en önemli şey sizi buna ikna etmesi ve içselleştirerek yaşamınıza katmanızı sağlaması.

Onun veya başkalarının eğitimlerine katılanlar, zaten ilgilenenler, okuyanlar, araştıranlar Metin'den pek de fazla şey öğrenmeyebilirler. Belki havada kalmış bazı bilgilerinin nasıl daha ayakları yere basar hale geldiğini veya pratikte nasıl daha kolay uygulandığını görürler. (Çünkü Metin vermek istediklerini, çok ciddi çalışmalar sonucunda, çok güzel formüle edilmiş, güzel derlenmiş bir paket halinde sunuyor. Bu da onu diğer eğitmenlerden ayıran önemli bir detay.)

Reiki'den NLP'ye; Kuantum Dokunuş'tan EFT'ye; nefes çalışmalarından yogaya; yogadan chi gong'a; Louise Hay'in kitaplarından Barbara Brennan'ın, Deepak Chopra'nın, Dr. Wayne Dyer'ın eğitimlerine, seminerlerine, kitaplarına. Sonunda hepsi aynı yere varıyor. Aynı "hakikat"e ulaştırmaya çalışıyor. Metin bunların hepsinden harika bir sentez yapmış gibi.

İşin en önemlisi Metin'in kitabı sayesinde ulaşmayı başardığı asıl kitle konuya pek de ilgisi olmayanlar. Hiçbir eğitime katılmayan, mevcut kitapları okumayan, sohbetlere burun kıvıran, farkındalıklarını yükseltmeye ve hakikate yaklaşmaya teşebbüs etmeyenler. İşte dünyevi ortama fazla kaptırmış, kendini dinlemeye bile vakit ayıramayan, sakinleşemeyen, hep koşuşturan, onun ifadesiyle sürekli "Beta beyin dalgasında yaşayan," ve hastalıklara davetiye çıkartan o geniş kitleye böyle bir kitap sayesinde ulaşmayı başarıyor Metin. 



(Zihinlerini en çok dinlendirmesi gerekenler buna ayıracak hiç vakti/ilgisi olmadığını söyleyenlerdir ya aslında)

Yeni bir şey söylemesine gerek kalmıyor, çünkü zaten halihazırda söylenmiş ve kitlelere ulaşamamış pek çok şey var. Metin'in misyonu da belki o kadim bilgileri geniş kitlelere ulaştırmaktır, kim bilir.


Bu kadar genç yaşta, bu kadar önemli işler yaparken kendisini egosunun tuzağına kaptırmamayı da becermiş Metin Hara. Kitaptan önceki çalışmalarında da insanları bilinçlendirme eğiliminde olmuştu hep. Onlara bire bir şifa verip "Ben tedavi ettim," demeyi seçmeyip öncelikli olarak hastalanmamaları ve eğer hastalanmışlarsa da kendi kendilerine şifa bulmaya nasıl hazırlanacaklarını öğretmişti. Günümüzün "Hadi iyileştir beni," yaklaşımıyla kapısını çalanlara "Eğitimlerime gelin, kendiniz iyileşin," demişti.

Şimdi de "Kitabımı okuyun, egzersizleri yapın, kendiniz iyileşin, neşelenin, hayattan keyif alın" diyor. 

Bilindiği şekliyle pozitif düşünmenin değil, pozitif "hissetmenin" anahtar olduğunu anlatmaya çalışıyor. Düşüncenin yapay olabileceğini, aslolanın his olduğunu tekrarlayıp duruyor. "Beyninizin stres düzeyini düşürün," diyor.



Siz de kendinize bir iyilik yapın. Dinleyin Metin Hara'yı! Ben dinledim.


Doğaya, evrene, kendimize güvensek, evrenle uyum içinde yaşasak ne iyi olur.

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Şans Kolyelerim


Secret'ın da dediği gibi "Bizde ne varsa onu çekiyoruz."

Ben de sahip olmak istediğimiz her şeyi üzerimizde taşımamız için bu şans kolyelerini yaptım. Minik minik renkli derilerin içine bolluk, bereket, aşk, şans, başarı, coşku, korunma, şifa, blokajları çözme, huzur... daha aklınıza ne gelirse, hepsini sembolleştirip koydum. Sevgiyle de dikip kapattım. İlk yaptıklarımı çok sağlam dikiyordum. Sonrakilerine, zamanı gelip işi biterse, çözülüp bozulabilme şansı vermeyi uygun gördüm. Koparsa, düşerse, "Öyle olması gerekiyormuş," diyeceğiz artık!

Bakın meselaaa:


Bunda "iletişim" var..


Bunda "tutku"


Bunda da "huzur"

Ruh halime göre bazen tek birini, bazen bir kaçını, çoğu zaman da hepsini birden takıyorum.




İplerinin düğümünü farklı yerlerden atınca boyları da uzayıp kısalabiliyor.


Hızımı alamayınca birkaç tane de anahtarlık yapıverdim! İnsan her gün kolye takamaz ama, değil mi??!!


Ritüeller motive olmak için çok yararlı gerçekten de. En azından odaklanmamızı, belirli bir konuya öncelik vermemizi, o konuyu aklımızda tutmamızı sağlıyor. 

Aslında en kolayı ne istiyorsak o olmak tabi. 

Nefret doluyken sevgi beklemek, cimriyken bolluk bereket özlemek, insanlara öfkeyle yaklaşırken huzur aramak... Belki oluyordur. Ben pek şahit olmadım.

Kolyelerime şans dilerken bu yazıyı okuyanları da es geçmek istemedim. Hiçbir şey tesadüf değildir. Demek ki bugün sizin de şanslı gününüzmüş...

Hepimiz bugün için en az bir kişiyi 
sevindirebilsek ne iyi olur..
 (Ben yapmış olabilirim 😊 )

26 Ağustos 2014 Salı

Domates Zamanı.. Salça & Sos Yaptım..


Her ne kadar, "insan hayatta bir şeyleri seçer ve onlarla uğraşır, bazı şeyleri de bırakmak lazım" fikrine çok sıcak baksam da, galiba pratikte pek uyamıyorum..

Şeytan dürttü. Sabah sabah pazara gidip domates alıp, sonra da salça ve makarna sosu yapmaya kalkıştım. 

Her ne kadar pazarcıya, "yok yaa, 10 kilo yeter, yapamam hepsini birden" dedimse de, allem etti kallem etti, "abla, haftaya biter, bulamassın, tadına bak" diye diye, 15 kilo domatesi elime tutuşturdu. Daha da doğrusu, "taşıyamam bile" demem üzerine, arabaya kadar da taşıdı..

Evde malzeme bile yokmuş. Ben de önce, yarısını sadece domates olarak hazırladım. Yemeklere koymak için kolaylık oluyor.. 

Diğer 7.5 kilodan da, daha çok makarna ve pizza sosu olarak kullanılmak üzere şöyle bir uygulamaya giriştim..

İşte malzemeler:


Domatesler, havuç, soğan, kereviz yaprağı, fesleğen, tuz ve şeker. Bir de konserve yapmak için kavanozlar..

Önce domatesleri yıkayıp, dörde böldüm ve biraz tuzla, iyice yumuşayıncaya kadar pişirdim.



Bunları şu babadan kalma - daha doğrusu anneannemden gördüğüm - mulen galiba adı, aletten geçirdim. 


Blenderdan da geçirebilirsiniz tabi, ama böyle yapınca, kabuklar ve çekirdekler de ayrılmış oluyor. Bana daha kolay geliyor.

Sonra bu püre halindeki domateslerin içine, kıyılmış soğanı ve havucu koydum. Miktar kafama göre.. Ben bu üç tencereye bir büyük soğan ve bir büyük havuç koydum. Soğanı arttırmakta mahzur yok da, fazla havuç sosun rengini bozuyor.
Sonradan çıkartılmak üzere, biraz fesleğenle kereviz sapı ve tuzla şeker.. (İsterseniz her tencereye bir diş sarmısak da koyabilirsiniz..)

İyice suyunu çekene kadar kaynattım.

Sonra da sıcak sıcak kavanozlara doldurup, kapaklarını sıkıca kapattım. Kavanozları halk arasında yaygın olan şekliyle ters çevirip soğuyunca vakum yapmasını bekleme konusunda endişe duyduğum* için vaz geçip, üzerlerini geçecek kadar su dolu yüksek bir tencerede yarım saat kadar kaynattım. (Kavanozlar çatlamasın diye, altlarına havlu koydum.)

*Neden endişe duyduğumu aşağıdaki linkte bulabilirsiniz:


Soğumalarını bekleyip tencereden çıkarttığımda, tarih de attım mı, tamamdır... Kışın bol bol pizza, makarna yiyebiliriz..



Bu tarifi, tabi ki kendim uydurmadım. Yıllar önce, çok yakın dostum olan bir italyandan, Paola Ellialtıoğlu'dan, öğrenmiştim.  Profesyonel aşçı seviyesinde yemek becerisine sahip olan Paola, benim mutfağa ilgi duymama da ilham kaynağı olan kişidir.

Bu arada, tencerede kalanlara hiç dayanamam.. Kendi kendime, makarna yapacak halim yoktu.. Minik bir bruschetta fena olmadı ama.. 

Bir dilim ekmeği kızarttım. Üzerine sıcakken bir diş sarmısağı iyice sürttüm. Sonra da, tencerenin dibinde kalan domates sosu ve bir tane fesleğen yaprağı.. Biraz da iyisinden zeytinyağı gezdirdim miiii...




Merak edenler için, çay da saksıda yetişmiş lemongrass.. (Limon otu ve yalancı melisa olarak da geçiyor.. Fotoğraftaki uzun yaprak o..)

Ara sıra da olsa, satın almak yerine bazı yiyecekleri kendimiz hazırlama şansımız/vaktimiz/arzumuz
olsa ne iyi olur..